Köşe Yazarları

Şehirlerin ruhu… Buca, Menemen, Konak ve …

Ümit Yaldız’a…   Ana rahmine benzer yaşadığımız şehirler… Bizi biz eden, bizi büyüten ne varsa, bizi büyütenleri de büyüten ne sayılıyorsa hepsi şehirlerin içinde; hepsi onda mefruş. Hem de öyle..

Şehirlerin ruhu… Buca, Menemen, Konak ve …

Ümit Yaldız’a…

 

Ana rahmine benzer yaşadığımız şehirler…

Bizi biz eden, bizi büyüten ne varsa, bizi büyütenleri de büyüten ne sayılıyorsa hepsi şehirlerin içinde; hepsi onda mefruş.

Hem de öyle bir ahenkli birgüzelliğe sahiptir ki şehirler sevgili yüzü ancak bu kadar güzeldir.

O yüzden şehir sevmek kız sevmek gibidir, yüreğini titretir, dizlerinin bağını çözer adamın… Vazgeçilmez bir tutkudur.  Dermanı olmayan dert ve şifası olmayan hastalık gibidir…

Öyle görünür ki şehir adama, aşağıdaki dizeler gibi coşturur şairi…

“Bu şehr-i İzmir ki bimisl ü behâdır

Bir sengine yek pâre Yunan mülkü fedadır”(1)

Feda etmeyen de zaten utanır zaten…

Evet ruhu vardır şehirlerin, kucağında büyüttüğü insanlara sirayet eden, üflenen bir ruh…

Hatta hatırlarsınız bir keresinde İzmir için şu satırları kullanmıştım;

Şehirlerle insanlar arasında birbirini sımsıkı saran, çok derin ve de kuvvetli bağlar olduğunu bilirim. Fakat, “Şehirler mi insanları var eder, yoksa insanlar mı şehirleri?” sorusunun cevabını bir türlü bulamadım.(2)

***

Yıllar önce Amin Maloof’un meşhur romanlarından “Semerkand” a başlamıştım. Okuyamadım. Kitabın ortasına bile gelemedim. Kızdım bıraktım, bir daha da elime almadım. Kötü roman mıydı? Amin yazamamış mıydı? Elbette hayır!

Kızdım! Çünkü Semerkand’ı Asya’nın Türklüğün parlayan yıldızı Semerkand’ı romanına isim yapan, konu eden bizden biri olmalıydı. Ben olmalıydım, sen olmalıydın…

Irkçılık mı bu sizce?… Yok, hemen “evet” demeyin lütfen. Semerkand ile ilgili bir roman yazılacaksa eğer, tarihi veya güncel, bunu biz yazmalıydık…

Ha İzmir, ha İstanbul, Ankara, Yozgat, Muğla, Bursa veya Konya, ile ilgili bir roman bunu biz yazmalıyız. Buradaki “biz”i n’olur hepimiz olarak anlayın.

Olmuyor ama yazamıyoruz. Neden? Şehirlerimizle bağlarımız kopuk da o yüzden!

Siz bakmayın her tatil fırsatında akın akın köyümüze kaçıp yolları doldurduğumuza, küçük anı tazelemeleri, aile büyüklerinin çekim gücü ya da ne bileyim adet yerini bulsun düşüncesi sadece…

Dedim ya şehir sevmek başka, hem de çok başka.

***

Bir İzmir romanı… neden olmasın? Olur olur da bu şehri tutkuyla seven kaç kalem, kaç kişi vardır ki? Kalemine İzmir’in ruhunu aktaracak, kaç kişi…

Evet, şehirlerin ruhu insana sirayet etmiyor artık. Çağımızın hastalıkları sebebiyle diyelim biz buna… Ne yapsın insan. Bir koşuşturmacanın içinde savrulup gidiyor. Şehrin bütün mekanları bir taş, bir kaos yığını onun için. Geçim sıkıntısı, var olma savaşı ve gelecek kaygısı insanla mana arasındaki en büyük engel.

Bu engelleri aşıp da şehre, mekâna ve zamana gönül gözüyle bakmak çok zor…

Bu sebeple kayboluyor şehirler, ölüyor şehirlerin ruhu… İnsan ölüyor aslında, insan taş ile toprak arasında yeniden doğacağına, her dem sıkışıyor, yok oluyor. (3)

***

Keşke durdurabilsek bu ölümü. Kendimizi ve şehirlerimizi kurtarabilsek…

İşte İzmir’de ölümden kurtarmamız gereken birkaç yer size…

Buca, Konak, Menemen… Siz buna Selçuk’u, Tire’yi ve Bergama’yı hatta başkalarını da ekleyebilirsiniz.

Ben önce Buca diyorum… Kaybettiğimiz, kalıntılarıyla yani yıkıp geçtiklerimizden sonra arda kalanlarla bile yetineceğimiz Buca, eski evleri, eski sokakları ve gelenekleri ile hala hayatta olduğunu söyleyen bir ilçemizdir. Bugün tüm güzel özellikleri hiçe sayılarak ruhundan uzaklaştırılmış olsa da sanki bir tutsak ellerinden, bir uzansak şöyle yeniden kendini bulacakmış gibidir Buca…

Menemen mi? Orada biraz duralım belki de İzmir’in en eski Türk şehirlerinden biridir Menemen. Tabii ki biz Foça’ya, Çanakkale’ye ya da ne bileyim Ayvalık’a giderken yol üstünde bile durmadığımız bu şehre hiç bizimdir diye bakmıyoruz ki!

Biliyorum, çünkü habersiziz Menemen’den… Oysa Menemen bin yıldır bizim olandır, bizden olandır. Bize ruhundan üfleyen beldelerden biridir. Gitmediyseniz, gidin, Taş Han’ı, beş yüz yılı aşkın camilerini, türbelerini, eski sokaklarını ve o sokaklarda; “ben buradayım, şahidim bütün olan bitene” diyerek efelenen eski evlerini bir görün.

Ve Konak… Baştan başa tarih, baştan başa mana… Kemeraltı, Agora, Kadifekale… Basmane, Alsancak… Tabii ki diğer ilçelerimize olan ilgisizlik, boş vermişlik ve gaddarlık Konak’ın da ruhunu hançerliyor…

Gidin derim, gidin Basmane’den Agora’dan doğru çıkın Kadifekale’ye de İzmir’i görün…Eski yaşanmışlıkları, tarihin bırakın fısıldamayı, kulaklarınızı sağır edercesine haykırdıklarını bir dinleyin. (fakat şimdilerde sakın tek başınıza gitmeyin, Allah muhafaza. Yazık ediyoruz yazık!!!).

Diğer ilçelerimiz, köylerimiz, mahallelerimiz farklı mı sizce!

Şehirlerimiz ölüyor, şehirlerimizin ruhu ölüyor, aslında biz ölüyoruz.

Şehirlerimizin ruhunu yaşatamazsak bizden sonrakileri de biz öldürüyoruz…

DİP NOTLAR:

1) Şair Nedim’in İstanbul için yazdığı şiiri bilirsiniz. İşte o şiiri değiştirdim. Kötü mü ettim?

2) https://www.egedesonsoz.com/yazar/baslik/15101 Aşkın ve İstiklalin Zaferi yazımızı hatırlarsınız…

3) Hacı Bayram Veli Hz.’nin muhteşem şiiridir. Şehir ve İnsan ilişkisini çok veciz bir şekilde anlatır. Gerçi şiir tasavvufi manada başka anlamlar da içerir ama…

 

“Çalabım bir şâr yaratmış iki cihânâresinde

Bakıcakdidâr görünür ol şârınkanâresinde

Nagehan ol şâra vardım ol şârı yapılır gördüm

Ben dahi bile yapıldım taş u toprak âresinde”

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

BAYRAKLI HABER
TAKİP ET
TAKİP ET
BAYRAKLI HABER
TAKİP ET
TAKİP ET

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL