TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
    Köşe Yazarları

    Giraud’un domuzu

    Eskiler bilir, bir İzmir tabiridir; Öyle semirmiş ve öyle irileşmiş adamlar için “Giraud’un domuzu gibi olmuş” derlerdi… Kalmadı tabii artık böyle dilberim tabirler, deyimle veAtasözleri… Söylesen anlayan yok, sussan gönül razı değil…

    Giraud’un domuzu

    Eskiler bilir, bir İzmir tabiridir; Öyle semirmiş ve öyle irileşmiş adamlar için “Giraud’un domuzu gibi olmuş” derlerdi…

    Kalmadı tabii artık böyle dilberim tabirler, deyimle veAtasözleri…

    Söylesen anlayan yok, sussan gönül razı değil.

    Eh n’apalım zamanın çarkları arasında ifade kültürümüzde yok olup gidiyor…

    Yeni nesil “aynen” den öteye gidemediği, birbirleriyle emoji, smiley ve kısaltmalarla konuştuğu için söz hazinemiz de eriyip gidiyor işte…

    ***

    Geçen gece bir televizyon kanalında Prof. Dr. Sinan Canan ve Kerim Güç’ün katıldığı programı izledim. Bu iki güzel adam sohbetlerinde gerçekten çok kıymetli şeylerden bahsetti.

    Tasavvuf dediler mesela, gönül dediler, kelime dediler, hakikat dediler… Mest olmadım desem yalan olur. Sosyal Medya üzerinden bende katıldım onlara… (sosyal medyanın iyi tarafı da bu. Sen de dahil olabiliyorsun).

    Sinan Canan Hoca “Hakikat” deyince, Peygamber Efendimizin çokça ettiği şu dua geldi aklıma “Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini göster”… Hakikat!

    Hep takılmışımdır; Efendimiz (SAV) neden “gerçeği” istememiştir de Allah’tan, “hakikati” istemiştir diye? Yoksa yaşadığımız bu gerçekliğin dışında başka şeyler mi var? Gerçekle, Hakikat arasındaki fark nedir vehakikat gerçeğin ne kadar ötesindedir!

    Bildiklerimiz, duyu organlarımızla kavradıklarımız gerçekse ve bir de bizi aldatma potansiyeli taşıyorsa, “Hakikat” nedir öyleyse? Hakikat nerededir ve nereden gidilir Hakikat Ülkesine?

    ***

    Programın bir başka konusu da“kelime” üzerineydi… Merhum Cemil Meriç’in “Kelime Şiiri” geldi hemen aklıma.

    Durun size de yazayım;

    “Tanrı, yıldızlarla oynayan bir çocuk.

    Senin yıldızların kelimeler, söyle raks etsinler,

    Alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin.

     

    Kelime ormanda uyuyan dilber;

    Şair uzaklardan gelen şehzade.

    Öyle seveceksin ki kelimeleri, sana yetecekler.

     

    Yıldızlar Tanrı’ya yetmiş mi?

     

    Kelimeler benim sudaki gölgem,

    Okşayamam onları, öpemem.

    Bir davet olarak güzel kelime ve muhterem.

    Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven.

     

    Kelime,

    Kendimi seyrettiğim dere.

    Kelime sonsuz, kelime adem…”

     

    “Kelime bilelim, kelime öğrenelim” dedi Sinan Canan Hoca… Eski bir bilgiyle karşıladım hemen O’nu; “insan kelimelerle konuşur, kavramlarla düşünür.”

    Kelime bilmeyen, kavram bilemez.Kavram bilmeyen de düşünemez!

    Düşüncenin olmadığı yerde, insan nerededir sizce?

    Tekâmül yok, terakki yok!

    Hoyratça harcanan kaba saba bir yaşamdır bu.

    Hayt ve huytla geçirilen bir hayattır bu!

    ***

    Gidiyorlar işte…

    Usul usul çekiliyorlar aramızdan güzel insanlar gibi “Güzelim kelimeler, tabirler, deyimler ve Atasözleri…”

    Neyse haklarını da verelim…

    Giraud Ailesi bizdendir ve bize, İzmir’e çok şey katmışlardır. Sadece İzmir’e mi bütün Türkiye’ye… İzmir’i İzmir yapan sanayi kuruluşları ve binicilik sporunda bu ailenin ismi unutulamaz!

    Çocukluğumda hatırlarım, Giraud Ailesine ait İzmir Pamuk Mensucat ve İzmir Yün Mensucat fabrikalarının önüne çekilirdi servis araçları… Yüzlerce belki de binlerce işçi; kadın erkek, genç yaşlı fabrikalardan çıkar veotobüslere dolar, evlerine dönerlerdi… Çoğu önden motorlu otobüsler. Hatta burunlu olanları da vardı. Yıl mı

    Hatırladığım ve benim gidip geldiğim yıllar nazar-ı dikkate alındığında yetmiş dokuzun sonundan seksenli yılların ortalarına doğru…

    “Giraud’un domuzu gibi olmuş” tabirini de ilk defa o zamanda oralarda duymuştum? Peki, kimdi bu Giraud? Domuz mu besliyordu?

    Kovboy filmlerindeki isimler gibiydi adı, çizgi romanlardaki Jeriko gibi…

    Sonradan öğrendim tabii… Bütün buraların ve bu fabrikaların sahipleri olduğunu…

    “Allah razı olsun” diye dua edilen adamlar olduğunu.

    Peki şöyle besili ve şişman adamlara neden öyle deniyormuş biliyor musunuz? Giraud, işçilerine çok iyi bakarmış da o yüzden. İyi maaş ve kıymet verirmiş de ondan…

    YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

    ÜYE GİRİŞİ

    KAYIT OL